Sevgili çilek kokusuna cevap yazarken, pazı ile ilgili birkaç yemek daha aklıma geldi. Daha doğrusu pazı sapları ile ilgili bir tanesi çorba, sevgili Tijen İnaltong'un kitabından kırmızı ve yeşil mercimeklerde aynı ölçülerde koyup, sonra bolca pazı sapları eklenerek pişen kimyon ve nane ile tatlandırılan çok nefis bir çorba.
İkincisi de benim hiç bir şeyi ziyan etmeyelim diyerek herşeyi pişirmemden ortaya çıkan bir tarif. Pazı yapraklarından dolma sarmıştık. Sapları atmaya kıyamayınca, yemek yapmaya karar verdim.
Bir tane soğanı ay şekilde doğradım, tabii 2-3 diş sarmısak ekledim. Hafifce soteledim. Parmak yarısı gibi doğranmış pazı saplarını ekledim. Soğanlarla kavrulması için 10-15 dk soteledim. Kaynamış 2 bardak su ekledim. Saplar iyice pişmeden bir çay bardağı bulgur koydum. Tuz, kırmızı biber, karabiberle tatlandırdım. Bulgurlar da pişince söndürdüm. Koyu bir yemek görüntüsünde olacak. Biraz ılınınca iyi çırpılmış yoğurtla karıştırın. Sarmısaklı yoğurt da olabilir. Servis sırasında üstüne ısıtılmış bir kaşık kırmızı biberli zeytinyağı gezdirebilirsiniz. Pazı sapları, kabak kabukları veya kendisi ile de yapabilirsiniz.
Çarşamba, Kasım 14, 2007
Salı, Kasım 13, 2007
Sevgili çilek kokusu için sebze yemeği tarifi
Cafe günlerinde yapardık çok lezzetli olurdu. Ispanak veya pazı ile yapabilirsiniz.
Malzemeleri ezbere yazacağım.
Patatesli Ispanak Graten
1 kilo ıspanak ve 2 demet pazı
1 adet kuru soğan
2-3 adet yeşil soğan
4 adet haşlanmış patates
2 yumurta
tuz, karabiber kırmızıbiber
1 yemek kaşığı zeytinyağı
2 yemek kaşığı galeta unu-kepekli un
1 avuç kaşar peyniri
Ispanak veya pazıyı 5 dakika haşlayıp süzün, soğuyunca elinizde sıkın. Patatesleri rendeleyin,ıspanakları ve bütün malzemeleri iyice karıştırın. Yağlanmış bir fırın tepsisine ıspanaklı malzemeye çok fazla sıkıştırmadan yayın. Fırını 160 derece 10 dakika ısıtın. Tepsiyi fırına koyun, 15-dk sonra kaşar peyniri üstüne ekleyin. Üstüne kaşar peyniri koymak istemezseniz, içine peyaz peynir koyabilirsiniz.En ıspanak yemeyenler bile bu yemeği sevecektir. Dilim dilim servis yapabilirsiniz.
Cafe günlerinde yapardık çok lezzetli olurdu. Ispanak veya pazı ile yapabilirsiniz.
Malzemeleri ezbere yazacağım.
Patatesli Ispanak Graten
1 kilo ıspanak ve 2 demet pazı
1 adet kuru soğan
2-3 adet yeşil soğan
4 adet haşlanmış patates
2 yumurta
tuz, karabiber kırmızıbiber
1 yemek kaşığı zeytinyağı
2 yemek kaşığı galeta unu-kepekli un
1 avuç kaşar peyniri
Ispanak veya pazıyı 5 dakika haşlayıp süzün, soğuyunca elinizde sıkın. Patatesleri rendeleyin,ıspanakları ve bütün malzemeleri iyice karıştırın. Yağlanmış bir fırın tepsisine ıspanaklı malzemeye çok fazla sıkıştırmadan yayın. Fırını 160 derece 10 dakika ısıtın. Tepsiyi fırına koyun, 15-dk sonra kaşar peyniri üstüne ekleyin. Üstüne kaşar peyniri koymak istemezseniz, içine peyaz peynir koyabilirsiniz.En ıspanak yemeyenler bile bu yemeği sevecektir. Dilim dilim servis yapabilirsiniz.
Pazar, Kasım 11, 2007
YEMEK YAPMAYI ÖZLEMEK
Böyle bir duygu var. Acaba hissettiniz mi? Birkaç aydan beri yemek dışında farklı konularla ilgileniyorum. Farklı bir tarzda çalışmak durumundayım. Eve geç geliyorum, erken çıkıyorum. Eve geldiğim zamanlar daha hızlı ne olur, ya da hafta sonu bulduğum bütün sebzeleri pişirip hafta içine hazır ediyorum. Ama 4 sene hergün çeşitli yemekler yapan biri olarak, az yemek yaparak geçen günler sonunda birden fark ettim. İçimde garip bir boşluk, garip bir eksiklik var. Eve erken gelip br kaç çeşit yemek yapmalıyım dedim.Bu yemek özlemimi lahana dolması yaparak, ertesi gün lahanadan kalanlarla kapuska yaparak geçirmeye çalıştım. Bu çalışma temposu içinde pazara da gidemiyorum. Sağolsun annem ve ağabeyim evdeler, pazardaki bütün sebzelerden aldık. İnşallah hafta sonu ıspanak, kereviz, pırasa ve bunların yanına bir çorba, bir de bakliyat yemeği.
Aslında annem yaprak getirdi. Bu haftaya bir yaprak sarması da zeytinyağlı çok güzel olur.
Antakya mutfağı ile ilgili çok duymuşsunuzdur. Çok ilginç, çok kendine özel yemekleri var. Sevgili Cem'in annesi bize patatesli bulgur köftesi yaptı. Gerçekten çok lezzetli, denemek isteyenler için anlatmak istiyorum.
Antakya usulü patatesli bulgur köftesi
2 su bardağı ince bulgur
1 adet büyük patates ya da2 adet orta boy da olabilir
2 yemek kaşığı biber salçası
2 yemek kaşığı domates salçası
kimyon
tuz
maydanoz
Aslında onlar ıslatmıyor ama siz 2 bardak bulguru süzgece koyup üstünde bir bardak sıcak su dökün. Su bulgurun üstünde kalmasın.Sonra haşlanmış sıcak patatesi, bulgurun üstüne doğrayıp, elimizle iyice yoğuralım. Bu yoğurma işlemi sırasında salçaları, tuz ve kimyonu ekleyelim. Eğer bulgur sert gelirse yoğurma sırasında elimizle ıslatarak yoğurmaya devam edelim. Bulgur ve patates iyice yumuşayıp elimizde ufak köfte yapılabilir kıvamda olmalıdır. Köftelerin rengi pembe kırmızı renk olacağından salça miktarını ona göre ayarlamak gerekir. Köfteleri geniş bir tepsiye dizelim.Hatta tepsinin dibine bir avuç doğranmış maydanoz, üstüne köfteleri, üste de yine maydanoz koyabiliriz.
Çok farklı ve şık bir yemek, aslında Antakyalılar bu köfteyi cevizli ve kıymalı bir sosla ya da sadece zeytinyağına batırarak yiyorlar. Sosu denemek isteyenler için yazıyorum. 200 gr kıymayı tavada kavurun, üstüne cevizleri ve maydanozları ekleyin. Servis sırasında köfteler tabağa alınır, cevizli sos da yanına ekleniyor.
Köftenin içinde hiç yağ yoktur. Aynı zamanda sağlıklı .Çok farklı bir tat, kolay da, denemeye değer.
Önümüzdeki günlerde bol sebze içeren yemekler yazmaya çalışacağım.
Unutmadan bana bu yemek yapma zevkini fark ettiren sevgili Tijen İnaltong'un '' Mevsimlerle Gelen Lezzetler kitabında olan balkabak çorbasının da tam pişme vakti.
Böyle bir duygu var. Acaba hissettiniz mi? Birkaç aydan beri yemek dışında farklı konularla ilgileniyorum. Farklı bir tarzda çalışmak durumundayım. Eve geç geliyorum, erken çıkıyorum. Eve geldiğim zamanlar daha hızlı ne olur, ya da hafta sonu bulduğum bütün sebzeleri pişirip hafta içine hazır ediyorum. Ama 4 sene hergün çeşitli yemekler yapan biri olarak, az yemek yaparak geçen günler sonunda birden fark ettim. İçimde garip bir boşluk, garip bir eksiklik var. Eve erken gelip br kaç çeşit yemek yapmalıyım dedim.Bu yemek özlemimi lahana dolması yaparak, ertesi gün lahanadan kalanlarla kapuska yaparak geçirmeye çalıştım. Bu çalışma temposu içinde pazara da gidemiyorum. Sağolsun annem ve ağabeyim evdeler, pazardaki bütün sebzelerden aldık. İnşallah hafta sonu ıspanak, kereviz, pırasa ve bunların yanına bir çorba, bir de bakliyat yemeği.
Aslında annem yaprak getirdi. Bu haftaya bir yaprak sarması da zeytinyağlı çok güzel olur.
Antakya mutfağı ile ilgili çok duymuşsunuzdur. Çok ilginç, çok kendine özel yemekleri var. Sevgili Cem'in annesi bize patatesli bulgur köftesi yaptı. Gerçekten çok lezzetli, denemek isteyenler için anlatmak istiyorum.
Antakya usulü patatesli bulgur köftesi

2 su bardağı ince bulgur
1 adet büyük patates ya da2 adet orta boy da olabilir
2 yemek kaşığı biber salçası
2 yemek kaşığı domates salçası
kimyon
tuz
maydanoz
Aslında onlar ıslatmıyor ama siz 2 bardak bulguru süzgece koyup üstünde bir bardak sıcak su dökün. Su bulgurun üstünde kalmasın.Sonra haşlanmış sıcak patatesi, bulgurun üstüne doğrayıp, elimizle iyice yoğuralım. Bu yoğurma işlemi sırasında salçaları, tuz ve kimyonu ekleyelim. Eğer bulgur sert gelirse yoğurma sırasında elimizle ıslatarak yoğurmaya devam edelim. Bulgur ve patates iyice yumuşayıp elimizde ufak köfte yapılabilir kıvamda olmalıdır. Köftelerin rengi pembe kırmızı renk olacağından salça miktarını ona göre ayarlamak gerekir. Köfteleri geniş bir tepsiye dizelim.Hatta tepsinin dibine bir avuç doğranmış maydanoz, üstüne köfteleri, üste de yine maydanoz koyabiliriz.

Çok farklı ve şık bir yemek, aslında Antakyalılar bu köfteyi cevizli ve kıymalı bir sosla ya da sadece zeytinyağına batırarak yiyorlar. Sosu denemek isteyenler için yazıyorum. 200 gr kıymayı tavada kavurun, üstüne cevizleri ve maydanozları ekleyin. Servis sırasında köfteler tabağa alınır, cevizli sos da yanına ekleniyor.
Köftenin içinde hiç yağ yoktur. Aynı zamanda sağlıklı .Çok farklı bir tat, kolay da, denemeye değer.
Önümüzdeki günlerde bol sebze içeren yemekler yazmaya çalışacağım.
Unutmadan bana bu yemek yapma zevkini fark ettiren sevgili Tijen İnaltong'un '' Mevsimlerle Gelen Lezzetler kitabında olan balkabak çorbasının da tam pişme vakti.
Cumartesi, Ağustos 04, 2007
ÖNCELİKLER (devam)
Bizim için ikinci heyecan başladı. İki kızım var, ikisi arasındaki yaş farkı 4 sene 8 ay,yani 5 sene gibi, ilk zamanlar 5 sene çok fark gibi görünsede, yirmili yaşlara gelince bu yaş farkı hiç hissedilmiyor. Çocukların arasında bu kadar yaş farkı olunca ben o zaman ki düşüncemle herşeyin bu yaş farkı kadar atacağını ve bizim iki ayağımız bir pabuca girmeyecekti.
İlkokul, orta okul,lise de bu fark normal sırada gitti. Büyük kızım üniversite bitirirken, küçük üniversiteye başlayacaktı. Bu sıralama tam bu yaşlarda şaşmaya başladı, büyük kızım üniversite sınavı kazandığı sene, küçük ondan bir
sene sonra sınavı kazanmıştı. Bizim düşündüğümüz 4 sene 8 aylık fark tamamen ortadan kalkmıştı. Her ikisi de üniversiteye gidiyordu. Bizim için önemli olan okumaları ve önce kendilerine, ailelerine ve ülkelerine faydalı birey olmaları idi.
Bu arada yaşları, sıraları unuttuk. Ta ki büyük kızım bu yaz evlenme kararı alıp, arkadan bizim küçük gördüğümüz kızımı da ablasından iki ay sonra evlenmeye kalkınca epey affalladık. Neyse büyük olmanın verdiği güçle kararlarına katıldık.
Bundan önceki “öncelikler” yazımdan dolayı bizim küçük cadı biraz alınmıştı. Ben “bekle senin de sıra gelecek “ demiştim.
İnsanın ikinci bir çocuğu olması bence çok büyük bir şanstır. Birinci çocukta yaşamış olduğun beceriksizliklerin ,paniklerin, korkuların, hatta onu heran kaybedeceğin korkularının yerini, daha güvenli, daha rahatlama, daha planlı olma alıyor. Bana göre bu davranış çocuğa da yansıyor. İlk çocukta ne kadar acemiysek, ikinci de o kadar bilinçli davranıyoruz.
Yani sözün kısası bizim evin küçük cadısı da eylül ayının ilk haftası evleniyor. Ben biraz şaşkın, biraz panik, biraz heyecan içinde, onu büyütürken daha az yaşadığımı sandığım duyguları, düğününe hazırlanırken yaşıyorum. Yeni bir düğünden çıkmış olmak, ikincisinin hiç daha heyecansız, planlı falan değil, çünkü iki insan, iki farklı karakter, iki farklı istekler ve bütün bunların içinde ikisini de aynı sevgi ve heyecanla bu güne hazırlamaya çalışmış aynı anne! Bende fazla değişiklik yok, ben yeni baştan kızını hazırlamaya çalışan, hatta daha da zorlanan biriyim.
Benim işim çok zor görünüyor. Hatta geçen gün büyük kızım kuaför hazırlıkları sırasında bir an düşündüm, onları dünyaya getirmek birden bana çok kolay geldi. Bizim küçük cadı için hazırlıklar sürüyor, sanmayın ki bir öncekinden kopya çekiyoruz.
Ben hep onlarla olmanın ya da onlara bir şey öğretmenin ve onlardan birşeyler öğrenmenini heyecanı ile yaşadım. Çocuklar insanı hayatta tutan, daha güçlü olmasını sağlayan ve hayattan kopmamızı sağlayan güçler olduğunu düşünüyorum.
Bizim küçük cadı ile ilgili bir anımı yazmak istiyorum İlkokul ikinci sınıf veya üçüncü sınıf sabah okula gidiyor, öğlen evde oluyor, ben işteyim, okuldan geldikten sonra beni aradı, karnım ağrıyor dedi. Yapılması gerekenleri söyledim, biraz zaman geçti, yine konuştuk, ağrı devam ediyor, tekrar birşeyler yapmasını söyledim, biraz daha zaman geçti, hala karnı ağrıyor, tabi dayanamadım, izin aldım, eve koştum. Gördüğüm manzara bizim küçük cadı kanapeye uzanmış, baş ucunda bir bardak su, elinde hastalıklarla ilgili bir kitap, okunan sayfa karın ağrısı, tedavi şekli, bizim cadı kendine uyan kısmı okumuş ve ben eve vardığımda karın ağrısı geçmiş, yani teşhis konulmuş, tedavi bulunmuştu. İnşallah bu anlatıklarımı kendi çocuklarınla da daha çeşitli ve neşeli şekilde yaşar. Şimdilik çocuk sahibi olmayı bir hastalık gibi görse de inşallah sağlıklı ve mutlu yaşarlar ömür boyu.
Bu arada hastalıklarla ilgili teşhis koyma, tedavi etme hala sürüyor.
Çok heyecanlı ve farklı günler yaşıyoruz, şimdilerde en heyecanlı olanı çocuğunu düğününe hazırlanmak gibi geliyor. Ömür boyu sağlıklı , huzurlu ve mutlu yaşamalarını diliyorum.
Bizim için ikinci heyecan başladı. İki kızım var, ikisi arasındaki yaş farkı 4 sene 8 ay,yani 5 sene gibi, ilk zamanlar 5 sene çok fark gibi görünsede, yirmili yaşlara gelince bu yaş farkı hiç hissedilmiyor. Çocukların arasında bu kadar yaş farkı olunca ben o zaman ki düşüncemle herşeyin bu yaş farkı kadar atacağını ve bizim iki ayağımız bir pabuca girmeyecekti.
İlkokul, orta okul,lise de bu fark normal sırada gitti. Büyük kızım üniversite bitirirken, küçük üniversiteye başlayacaktı. Bu sıralama tam bu yaşlarda şaşmaya başladı, büyük kızım üniversite sınavı kazandığı sene, küçük ondan bir
sene sonra sınavı kazanmıştı. Bizim düşündüğümüz 4 sene 8 aylık fark tamamen ortadan kalkmıştı. Her ikisi de üniversiteye gidiyordu. Bizim için önemli olan okumaları ve önce kendilerine, ailelerine ve ülkelerine faydalı birey olmaları idi.Bu arada yaşları, sıraları unuttuk. Ta ki büyük kızım bu yaz evlenme kararı alıp, arkadan bizim küçük gördüğümüz kızımı da ablasından iki ay sonra evlenmeye kalkınca epey affalladık. Neyse büyük olmanın verdiği güçle kararlarına katıldık.
Bundan önceki “öncelikler” yazımdan dolayı bizim küçük cadı biraz alınmıştı. Ben “bekle senin de sıra gelecek “ demiştim.
İnsanın ikinci bir çocuğu olması bence çok büyük bir şanstır. Birinci çocukta yaşamış olduğun beceriksizliklerin ,paniklerin, korkuların, hatta onu heran kaybedeceğin korkularının yerini, daha güvenli, daha rahatlama, daha planlı olma alıyor. Bana göre bu davranış çocuğa da yansıyor. İlk çocukta ne kadar acemiysek, ikinci de o kadar bilinçli davranıyoruz.
Yani sözün kısası bizim evin küçük cadısı da eylül ayının ilk haftası evleniyor. Ben biraz şaşkın, biraz panik, biraz heyecan içinde, onu büyütürken daha az yaşadığımı sandığım duyguları, düğününe hazırlanırken yaşıyorum. Yeni bir düğünden çıkmış olmak, ikincisinin hiç daha heyecansız, planlı falan değil, çünkü iki insan, iki farklı karakter, iki farklı istekler ve bütün bunların içinde ikisini de aynı sevgi ve heyecanla bu güne hazırlamaya çalışmış aynı anne! Bende fazla değişiklik yok, ben yeni baştan kızını hazırlamaya çalışan, hatta daha da zorlanan biriyim.
Benim işim çok zor görünüyor. Hatta geçen gün büyük kızım kuaför hazırlıkları sırasında bir an düşündüm, onları dünyaya getirmek birden bana çok kolay geldi. Bizim küçük cadı için hazırlıklar sürüyor, sanmayın ki bir öncekinden kopya çekiyoruz.
Ben hep onlarla olmanın ya da onlara bir şey öğretmenin ve onlardan birşeyler öğrenmenini heyecanı ile yaşadım. Çocuklar insanı hayatta tutan, daha güçlü olmasını sağlayan ve hayattan kopmamızı sağlayan güçler olduğunu düşünüyorum.
Bizim küçük cadı ile ilgili bir anımı yazmak istiyorum İlkokul ikinci sınıf veya üçüncü sınıf sabah okula gidiyor, öğlen evde oluyor, ben işteyim, okuldan geldikten sonra beni aradı, karnım ağrıyor dedi. Yapılması gerekenleri söyledim, biraz zaman geçti, yine konuştuk, ağrı devam ediyor, tekrar birşeyler yapmasını söyledim, biraz daha zaman geçti, hala karnı ağrıyor, tabi dayanamadım, izin aldım, eve koştum. Gördüğüm manzara bizim küçük cadı kanapeye uzanmış, baş ucunda bir bardak su, elinde hastalıklarla ilgili bir kitap, okunan sayfa karın ağrısı, tedavi şekli, bizim cadı kendine uyan kısmı okumuş ve ben eve vardığımda karın ağrısı geçmiş, yani teşhis konulmuş, tedavi bulunmuştu. İnşallah bu anlatıklarımı kendi çocuklarınla da daha çeşitli ve neşeli şekilde yaşar. Şimdilik çocuk sahibi olmayı bir hastalık gibi görse de inşallah sağlıklı ve mutlu yaşarlar ömür boyu.
Bu arada hastalıklarla ilgili teşhis koyma, tedavi etme hala sürüyor.
Çok heyecanlı ve farklı günler yaşıyoruz, şimdilerde en heyecanlı olanı çocuğunu düğününe hazırlanmak gibi geliyor. Ömür boyu sağlıklı , huzurlu ve mutlu yaşamalarını diliyorum.
Çarşamba, Temmuz 18, 2007
Epeydir size yazmak istediğim çok kolay bir pasta kek tarifi var. Sevgili Dalya’nın beş dakika da çok şık yaptığı güzel bir tatlı yok yok pasta, hatta malzemenin çeşidine göre tat alabilen, çocuklarımızın doğum günlerinde yapabileceğimiz bir pasta.
Dalya’nın Pastası
4 yumurta (sarıları beyazları ayrılmış)
1 su bardağı şeker
1 limonun kabuğu
1,5 bardak kekun
1 fincan zeytinyağı
Ortası ve üstü için mevsim meyvaları (ananas, çilek,vişne,şeftali,kayısı, tabi çikolatalı sos ile..)
Hazır pasta kreması
Çukur bir kapta yumurta beyazları iyice çırpılır, köpük haline gelinceye kadar, şekeri ekleyip çırpmaya devam edin. İyice çırpın, çatalla çok kolay çırpılıyor. Sonra yumurta sarılarını, unu, limon kabuklarını ve yağı ekleyin. Güzelce karıştırın. Yuvarlak bir kek kalıbını yağlayın, büyük boy borcama koyun, bu ölçü tam geliyor. Keki tepsiye koymadan önce fırını yakın, 160 derecede. Keki fırına koyun çok çabuk pişiyor ve kabarıyor dikkat edin. Piştikten sonra fırından çıkarın. Soğuması için serin bir yere koyun. Elinizdeki meyva her neyse az bir miktar ile bir bardak suyundan elde edin. Yani çilek ise bir avuç çileği çukur bir kaba, biraz su, biraz pudra şekeri ile kaynatıp,soğutun. Diğer çilekleri yıkayıp süzgeçten süzün. Kremayı üstündeki tarif gibi hazırlayın. Çok az yağ ilave edebilirsiniz.
Soğuyan keki parçalamadan tepsiden çıkarın. Ortadan ikiye kesin.Sarıları ve beyazları ayrı koyup çırptığınız için kolayca ayrılıyor. Servis yapacağınız tepsiye kekin alt parçasını koyun, üstüne kaynatmış olduğunuz çilekli su ile ıslatın.Küçük bir kaşıkla serpme şeklinde olacak. Sonra çırptığınız kremayı sürün, üstüne yıkadığınız çilekleri koyun, kekin öbür yarısını üstüne kapatın. Aynı ıslatma ,krema sürme ve çilekleri en üstüne muntazam bir şeklinde dizin. Buzdolabı da 10 dakika bekletin. Çok şık ve lezzetli bir pasta oluyor. Deneyin siz de beğeneceksiniz. Dalya bunu bize ananasla yapmıştı. Çok güzel olmuştu.
Dalya’nın Pastası
4 yumurta (sarıları beyazları ayrılmış)
1 su bardağı şeker
1 limonun kabuğu
1,5 bardak kekun
1 fincan zeytinyağı
Ortası ve üstü için mevsim meyvaları (ananas, çilek,vişne,şeftali,kayısı, tabi çikolatalı sos ile..)
Hazır pasta kreması
Çukur bir kapta yumurta beyazları iyice çırpılır, köpük haline gelinceye kadar, şekeri ekleyip çırpmaya devam edin. İyice çırpın, çatalla çok kolay çırpılıyor. Sonra yumurta sarılarını, unu, limon kabuklarını ve yağı ekleyin. Güzelce karıştırın. Yuvarlak bir kek kalıbını yağlayın, büyük boy borcama koyun, bu ölçü tam geliyor. Keki tepsiye koymadan önce fırını yakın, 160 derecede. Keki fırına koyun çok çabuk pişiyor ve kabarıyor dikkat edin. Piştikten sonra fırından çıkarın. Soğuması için serin bir yere koyun. Elinizdeki meyva her neyse az bir miktar ile bir bardak suyundan elde edin. Yani çilek ise bir avuç çileği çukur bir kaba, biraz su, biraz pudra şekeri ile kaynatıp,soğutun. Diğer çilekleri yıkayıp süzgeçten süzün. Kremayı üstündeki tarif gibi hazırlayın. Çok az yağ ilave edebilirsiniz.
Soğuyan keki parçalamadan tepsiden çıkarın. Ortadan ikiye kesin.Sarıları ve beyazları ayrı koyup çırptığınız için kolayca ayrılıyor. Servis yapacağınız tepsiye kekin alt parçasını koyun, üstüne kaynatmış olduğunuz çilekli su ile ıslatın.Küçük bir kaşıkla serpme şeklinde olacak. Sonra çırptığınız kremayı sürün, üstüne yıkadığınız çilekleri koyun, kekin öbür yarısını üstüne kapatın. Aynı ıslatma ,krema sürme ve çilekleri en üstüne muntazam bir şeklinde dizin. Buzdolabı da 10 dakika bekletin. Çok şık ve lezzetli bir pasta oluyor. Deneyin siz de beğeneceksiniz. Dalya bunu bize ananasla yapmıştı. Çok güzel olmuştu.
Düğün 
Düğün biteli bir hafta oldu. Nasılız ne durumdayız açıkcası bilmiyorum. Hatta yaşadıklarımızın bir rüya olduğunu sandığımız günler daha çok, herşey güzel oldu, çok eğlenilen bir düğün yaşadık. Hatta bir ara annemin “ kız annesi bu kadar oynar mı” cümlesini bile duydum. İnşallah ömür boyu her günleri düğün gibi geçer.
Büyük şehirde yaşamak çok zor, istekler farklı, yaşanmak istenenler farklı olabiliyor, önemli olan bu farklılıklarda ortak payda yaratabilmek, huzurlu yaşamayı becerebilmek.
Bu düğün telaşı içinde kendimize fazla zaman ayıramadık. Annem gelirken döğme istemiştim. Arapgir’den gelen daha lezzetli oluyor, suyundan toprağından olsa gerek. Bolca ayranlı çorba yaptık. Bu sıcak günlerde çok lezzetli ve de doyurucu oldu. Önceki aylarda yazmıştım. Tekrar edeyim. 2 bardak aşurelik buğdayı bol su ile yıkayın. Üstünü dört parmak geçecek su koyun. Ocakta kaynadıktan sonra 10 dakika daha pişirin, 1 kaşık tuz ekleyin haşlanırken , 10 dakika kaynadıktan sonra ocağı söndürün. Yarım, bir saat sonra ocağı tekrar yakın, kabarmış buğdayların üstüne, kaynamış su ilave edin. Kabardığı için üstünü örtecek kadar olsun. 20 dakika daha kaynatın, soğumaya bırakın. Biraz ılındıktan sonra geniş bir kaba 4-5 kaşık alın, üstüne bolca yoğurt koyun, karıştırın, su ilave edin, çorba kıvamına getirin, üstüne de nane,taze veya kuru farketmez.
Aşurelik buğdaydan bir tencere pişirip dolapta saklayabilirsiniz. Akşamlar bir kase, bu sıcak havalarda çok iyi ve serinletici gelecektir.
Geçen hafta pazarı gezebildim. Üzümleri görünce cok sevindim. Ben çok severim. Böyle çavuş üzüme benzeyen sanki çekirdeksiz gibi görünen ama bazıları çekirdekli üzüm aldım. Yanlız yerken insanın ağzında su gibi bir tat bırakıyor. Ben daha üzüm tadı bekledim. Herhalde bu sıcaklardan her sebze, meyve çok hızlı oldu, ondan mı acaba, yoksa çabuk olsunlar diye verilen ilaçlardan mı? Yine de üzüm çok güzel bir meyve.
Düğün biteli bir hafta oldu. Nasılız ne durumdayız açıkcası bilmiyorum. Hatta yaşadıklarımızın bir rüya olduğunu sandığımız günler daha çok, herşey güzel oldu, çok eğlenilen bir düğün yaşadık. Hatta bir ara annemin “ kız annesi bu kadar oynar mı” cümlesini bile duydum. İnşallah ömür boyu her günleri düğün gibi geçer.
Büyük şehirde yaşamak çok zor, istekler farklı, yaşanmak istenenler farklı olabiliyor, önemli olan bu farklılıklarda ortak payda yaratabilmek, huzurlu yaşamayı becerebilmek.
Bu düğün telaşı içinde kendimize fazla zaman ayıramadık. Annem gelirken döğme istemiştim. Arapgir’den gelen daha lezzetli oluyor, suyundan toprağından olsa gerek. Bolca ayranlı çorba yaptık. Bu sıcak günlerde çok lezzetli ve de doyurucu oldu. Önceki aylarda yazmıştım. Tekrar edeyim. 2 bardak aşurelik buğdayı bol su ile yıkayın. Üstünü dört parmak geçecek su koyun. Ocakta kaynadıktan sonra 10 dakika daha pişirin, 1 kaşık tuz ekleyin haşlanırken , 10 dakika kaynadıktan sonra ocağı söndürün. Yarım, bir saat sonra ocağı tekrar yakın, kabarmış buğdayların üstüne, kaynamış su ilave edin. Kabardığı için üstünü örtecek kadar olsun. 20 dakika daha kaynatın, soğumaya bırakın. Biraz ılındıktan sonra geniş bir kaba 4-5 kaşık alın, üstüne bolca yoğurt koyun, karıştırın, su ilave edin, çorba kıvamına getirin, üstüne de nane,taze veya kuru farketmez.
Aşurelik buğdaydan bir tencere pişirip dolapta saklayabilirsiniz. Akşamlar bir kase, bu sıcak havalarda çok iyi ve serinletici gelecektir.
Geçen hafta pazarı gezebildim. Üzümleri görünce cok sevindim. Ben çok severim. Böyle çavuş üzüme benzeyen sanki çekirdeksiz gibi görünen ama bazıları çekirdekli üzüm aldım. Yanlız yerken insanın ağzında su gibi bir tat bırakıyor. Ben daha üzüm tadı bekledim. Herhalde bu sıcaklardan her sebze, meyve çok hızlı oldu, ondan mı acaba, yoksa çabuk olsunlar diye verilen ilaçlardan mı? Yine de üzüm çok güzel bir meyve.
Çarşamba, Haziran 13, 2007
ÖNCELİKLER
Aslında ben hayatımdaki önceliğin tamamen değiştiğini 1978 temmuz 28’in de anlamıştım. Artık ben veya aile içindeki diğer kişiler değil, yemek değil, içmek değil, gezmek değil, giymek değil, alışveriş etmek değil, hayatın herhangi birşeyinden zevk almak değildi. Tek öncelik anne olmuştum ve artık benim bir kızım vardı. Bana göre onun yaşaması, nefes alması, yemesi, içmesi , sanki ömür boyu bana bağlı olacak.
Bu yazdıklarım çok kısa bir dönemde değişmeye başlıyor, bana göre kırkı çıkmadan ortaya çıkıyor, onun istediği gibi davranmaya başlıyorsunuz. Ağladığında emzirmek, altını değiştirmek, gazını çıkarmak gibi...
Çetin Altan’nın bir yazısında yeni doğmuş bir bebekle ilgili insanların yaşadıkları panik heyecan ve de ilk defa oluyormuş gibi davranmaları ile ilgiliydi. Yazıda Çetin Altan diyordu ki insanlar her yeni bebekte duydukları panik ve heyecanı hayata yeniden başlamak, yeni bebeğin insanlara umut vermesi olarak açıklıyordu. Ben bu yazıya bayılmıştım. Her bebek, nerede doğarsa doğsun yeni bir heyecan ve yeni bir umuttu.
Hatta bu bakma ve öncelik işine öyle bağlanmıştım ki, kızım nefes aldığı sürece ben de nefes alabiliyordum. Bu konuyla ilgili o kadar çok şey yazabilirim ama burada anlatmak istediğim, benim bütün hayatımı öncelliklerimi hatta bu son yıllarda insanlara karşı daha temkinli olmayı öğreten değiştiren kızım evleniyor.
Bu yüzden önceliklerim yeni doğmuş bir bebek gibi değişip onun düğün hazırlıklarına yöneldi. Bu yüzden bloğa yazamıyorum. Kaç günden beri bunun bir açıklaması olmalı diye düşündüm. Sizlere yazmalıydım. Ama başlangıç ne olmalı? Nihayet bugün buldum. Öncelikti. Tabii ki yemek yapıyorum, alışverişe gidiyorum. Yani hayatım devam ediyor. Ama aklımın tamama yakın kızımın düğün hazırlıklarında, böyle olunca yazı yazmak sanki daha sonraki konu yani benim önceliğim değil!
Sonra düşündüm insanın çocuğunun olması demek ; onu büyütmek, bildiklerini ona öğretmek, bütün hayatında rahat ve mutlu yaşaması için elinden geleni yapmak, bizden sonraki yaşamında daha huzurlu ve rahat olması için ona yardımcı olmak, en önemlisi doğru kararlar vermesini sağlamak valla hepsi çok zordu. Ama çok heyecanlı ve yorucuydu.
Hergün öğrendikleri ile size dönüp sen bu konuda yanlış düşünüyorsun cümlesini duyana kadar büyümüş olmalarını kabul etmek çok zor oluyor. Çocuk büyütmenin en güzel yanı da sürekli uyanık ve sakin olmalısınız. Hangi anda sizi şok edecek sözler söyleyecek bilmiyorsunuz.
Sizin anlayacağınız biz 1,5 aydır düğün hazırlığındayız. Üstelik bizim düğün en sade, en şatafatsız olanından, çünkü benim kızım böyle istiyor. Buna rağmen herşey detay, gelinlik, davetiye , damatlık, bizim kıyafetlerimiz, salon süslemesi, menü,
Aslında bizi rahatlatan evleri hazırlanmıştı. Sadece geriye düğün yeri, düğün günü, davet edilecek insanlar, davetiye, ....Buna rağmen benim yüreğim ağzımda, sakinleşeceğim, ne zaman düşündüm, ilk konuklar kapıdan girdiği zaman.
Bu arada pazarları kaçırmamaya çalışıyorum. Bolca enginar pişirdik. Hatta bazı günler sadece enginar yedik. Koşuşturmadan yemek yapamadığımız günlerde enginarlar limon, bir tatlı kaşığı un ve bir tatlı kaşığı zeytinyağı ile haşlayıp yanına da bir salata çok sağlıklı bir akşam yemeği haline dönüşebiliyordu. Bezelyeler çok güzeldi, Dolma biberler daha lezzetli olmaya başlıyor. Biber dolması yaparken pirince biraz bulgur ekleyin çok daha lezzetli oluyor. Benim kızım mantarcılık okuyor, geçen hafta istirdye şeklinde kendi yetiştirdikleri mantarlardan getirdi.
Pilav gibi bir şey olsun dedim. Arpa şehriye pilavı yaptım. Mantarlı,kabaklı,soğanlı ve kırmızı biberli çok lezzetli ve şık bir pilav oldu.
Soğanları küp doğradım, bir diş sarmısak, mantar,kırmızı biber,kabakları soteledim. Şehriye miktarına göre suyu ekledim.( bir bardak şehriye,2 bardak su gibi) Sebzeler biraz pişince şehriyeleri ekledim. Üstüne bir domates doğradım. Tuz karabiber , altını kısıp suyunu çekene kadar pişirdim. Servis sırasında derotu koyun çok lezzetli oluyor.
Aslında ben hayatımdaki önceliğin tamamen değiştiğini 1978 temmuz 28’in de anlamıştım. Artık ben veya aile içindeki diğer kişiler değil, yemek değil, içmek değil, gezmek değil, giymek değil, alışveriş etmek değil, hayatın herhangi birşeyinden zevk almak değildi. Tek öncelik anne olmuştum ve artık benim bir kızım vardı. Bana göre onun yaşaması, nefes alması, yemesi, içmesi , sanki ömür boyu bana bağlı olacak.
Bu yazdıklarım çok kısa bir dönemde değişmeye başlıyor, bana göre kırkı çıkmadan ortaya çıkıyor, onun istediği gibi davranmaya başlıyorsunuz. Ağladığında emzirmek, altını değiştirmek, gazını çıkarmak gibi...
Çetin Altan’nın bir yazısında yeni doğmuş bir bebekle ilgili insanların yaşadıkları panik heyecan ve de ilk defa oluyormuş gibi davranmaları ile ilgiliydi. Yazıda Çetin Altan diyordu ki insanlar her yeni bebekte duydukları panik ve heyecanı hayata yeniden başlamak, yeni bebeğin insanlara umut vermesi olarak açıklıyordu. Ben bu yazıya bayılmıştım. Her bebek, nerede doğarsa doğsun yeni bir heyecan ve yeni bir umuttu.
Hatta bu bakma ve öncelik işine öyle bağlanmıştım ki, kızım nefes aldığı sürece ben de nefes alabiliyordum. Bu konuyla ilgili o kadar çok şey yazabilirim ama burada anlatmak istediğim, benim bütün hayatımı öncelliklerimi hatta bu son yıllarda insanlara karşı daha temkinli olmayı öğreten değiştiren kızım evleniyor.
Bu yüzden önceliklerim yeni doğmuş bir bebek gibi değişip onun düğün hazırlıklarına yöneldi. Bu yüzden bloğa yazamıyorum. Kaç günden beri bunun bir açıklaması olmalı diye düşündüm. Sizlere yazmalıydım. Ama başlangıç ne olmalı? Nihayet bugün buldum. Öncelikti. Tabii ki yemek yapıyorum, alışverişe gidiyorum. Yani hayatım devam ediyor. Ama aklımın tamama yakın kızımın düğün hazırlıklarında, böyle olunca yazı yazmak sanki daha sonraki konu yani benim önceliğim değil!
Sonra düşündüm insanın çocuğunun olması demek ; onu büyütmek, bildiklerini ona öğretmek, bütün hayatında rahat ve mutlu yaşaması için elinden geleni yapmak, bizden sonraki yaşamında daha huzurlu ve rahat olması için ona yardımcı olmak, en önemlisi doğru kararlar vermesini sağlamak valla hepsi çok zordu. Ama çok heyecanlı ve yorucuydu.
Hergün öğrendikleri ile size dönüp sen bu konuda yanlış düşünüyorsun cümlesini duyana kadar büyümüş olmalarını kabul etmek çok zor oluyor. Çocuk büyütmenin en güzel yanı da sürekli uyanık ve sakin olmalısınız. Hangi anda sizi şok edecek sözler söyleyecek bilmiyorsunuz.
Sizin anlayacağınız biz 1,5 aydır düğün hazırlığındayız. Üstelik bizim düğün en sade, en şatafatsız olanından, çünkü benim kızım böyle istiyor. Buna rağmen herşey detay, gelinlik, davetiye , damatlık, bizim kıyafetlerimiz, salon süslemesi, menü,
Aslında bizi rahatlatan evleri hazırlanmıştı. Sadece geriye düğün yeri, düğün günü, davet edilecek insanlar, davetiye, ....Buna rağmen benim yüreğim ağzımda, sakinleşeceğim, ne zaman düşündüm, ilk konuklar kapıdan girdiği zaman.
Bu arada pazarları kaçırmamaya çalışıyorum. Bolca enginar pişirdik. Hatta bazı günler sadece enginar yedik. Koşuşturmadan yemek yapamadığımız günlerde enginarlar limon, bir tatlı kaşığı un ve bir tatlı kaşığı zeytinyağı ile haşlayıp yanına da bir salata çok sağlıklı bir akşam yemeği haline dönüşebiliyordu. Bezelyeler çok güzeldi, Dolma biberler daha lezzetli olmaya başlıyor. Biber dolması yaparken pirince biraz bulgur ekleyin çok daha lezzetli oluyor. Benim kızım mantarcılık okuyor, geçen hafta istirdye şeklinde kendi yetiştirdikleri mantarlardan getirdi.
Pilav gibi bir şey olsun dedim. Arpa şehriye pilavı yaptım. Mantarlı,kabaklı,soğanlı ve kırmızı biberli çok lezzetli ve şık bir pilav oldu.
Soğanları küp doğradım, bir diş sarmısak, mantar,kırmızı biber,kabakları soteledim. Şehriye miktarına göre suyu ekledim.( bir bardak şehriye,2 bardak su gibi) Sebzeler biraz pişince şehriyeleri ekledim. Üstüne bir domates doğradım. Tuz karabiber , altını kısıp suyunu çekene kadar pişirdim. Servis sırasında derotu koyun çok lezzetli oluyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)